Meme Kanseri ve Kalıtım

Meme kanserine yakalanan kadınların % 80'inde hiçbir risk faktörü mevcut değildir. Meme kanserine yakalanan kadınların sadece ortalama % 14 ünün ailesinde meme kanseri vakası vardır. Bu vakaların da bir kısmı tesadüfidir, yani tümü genetik değildir. Genetik vakalar da göğüs kanseri daha erken yaşta ve menopoz öncesinde görülür. Bu kanserlerin her iki memede olma olasılığı ve başka kanser varlığı olasılığı daha yüksektir. Diğer vakalarda genetik bir geçiş söz konusu değildir, sadece ailenin bazı fertlerinde göğüs kanseri vardır. Sonuç olarak genetik geçişli meme kanseri oranı oldukça düşüktür.

1990 yılında ilk kez BRCA-1 geni tanımlanmıştır. Bu gen meme dokusunun ve DNA hasarının tamirinde önemli rol oynamaktadır, bu genin bozukluğunda meme kanseri riski ortaya çıkmakta ve genetik olarak da geçmektedir. 1994 yılında da BRCA-2 geni tanımlanmış ve bu genin bozukluğunda da meme kanseri ortaya çıktığı saptanmıştır. Bu gen bozukluğu aynı zamanda ailenin erkek fertlerinde meme kanseri oluşmasından sorumludur. Bunlar kanserden sorumlu tutulan bilinen gen bozukluklarıdır. Bilinmeyen bir çok gen bozukluğu olabilir.

Son yıllarda ailesinde meme kanseri olan kadınları takibi ile ilgili pek çok görüş sunulmuştur. Ortak görüş ise bu kadınların risk altında olmayan kadınlara göre daha erken takibe alınmaları gereğidir. 35 yaşına kadar yılda 1 kez ultrason, 35 yaşından sonra yılda 1 kez ultrason ve mamografi ile takip standart olmakla birlikte takip şeması her hasta için ayrı oluşturulmalıdır. Bazı kadınlarda birden fazla risk faktörü olabilir, bazı kadınlarda mamografi ile taramaya daha erken başlanabilir gibi pek çok değişik durum olabilir. Takip esnasında saptanan bulgular da takip şeklini ve sıklığını yönlendirecektir.

Yine son yıllarda gen bozukluğunun saptandığı olgularda, meme kanserinden korumak amacıyla her iki memenin cildi ve meme başı bırakılarak alınması gündeme gelmiş ve uygulama alanı bulmuştur. Yine bir gurup araştırmacı bu kişilerde tamoksifen adlı östrojen engelleyici ilacın kullanılmasını önermektedirler. Ancak bu yöntemler de standart değildir, bu kararların hastanın tüm risk faktörleri değerlendirilerek ve hastanın da görüşleri alınarak bir meme kurulu tarafından verilmesi gerekmektedir. Yapılan çalışmalar memelerin alınmasının da tam olarak korumadığını, arta kalan küçük meme dokularından da meme kanserinin gelişebileceğini göstermiştir. Yine tamoksifen kullanımının koruyuculuğu da her vaka için aynı değildir ve ilacın kendi riskleri mevcuttur. Kararlar alınırken fayda-zarar analizi çok iyi yapılmalıdır.

Unutmamamız gereken altın uygulama 40 yaşından sonra her kadının meme tarama programına başlaması, risk altında olan kadınların kendi özel durumlarına göre daha erken yaşta tarama programına başlaması gerekliliğidir. Meme kanseri riski altında olmak, özellikle ailevi risk taşımak kişiye paniğe sürüklememeli ve yaşam kalitesini düşürmemelidir. Meme kanserlerinin çoğunun hiç risk taşımayan kadınlarda görüldüğü unutulmamalıdır.


Reklamlar